17 Temmuz 2019 Çarşamba

''DÜNYA''

*Dünya iyi bir ana olmak için, çocuklarını, derslerini kendi başlarına almaya bırakmak gerektiğini bilir.
Bir şey istediğinizde, hedefinize ulaşmak için, yapmanız gereken şeyler, almanız gereken sorumluluklar vardır.

DÜNYA- ANNE & RAHİM, yüzeyine ve içine zarar vermenize izin vererek, insanlara sorumluluğu , doğumu ve doğumun ne denli sancılı bir süreç olduğunu öğretiyor.

DÜNYA ''bütünlüğü''-müz için çabalıyor.

Bu dönemde, gezegen kendisini; BÜTÜNLÜĞÜ ELİNDEN ALINMIŞ, ONURU LEKELENMİŞ VE SEVİLMEKTEN UZAK HİSSEDİYOR.

Dünya sizi seviyor, çalışmanız ve yaşamanız için size bir yer veriyor.

Yaşayan ve hisseden bir organizma o.

DÜNYA BÜTÜNLÜĞÜNÜ YENİDEN OLUŞTURMAK VE SİZE DÜNYAYI SEVEREK, KENDİNİZİ SEEVMENİN ÖNEMİNİ ANLATMAK ÜZERE.

KENDİNİZİ SEVİN!
DÜNYA'YI SEVİN!

ÇÜNKÜ; BU İKİSİ AYNI ŞEY.

Alıntı* Plaides Öğretileri*

16 Haziran 2019 Pazar

BEN TANRI'NIN EVİYİM. TANRI BENİM, EVİM.



Kalbimle Tanrı’yı zihnimle insanlığı temsilen buradayım ( ya! ) Hayır, istemiyorum, ne Tanrı ne de insan olmak. 

Hayır, sahte bir kimlik oluşturup, buna da kendimi inandırıp, ona da bağlı kalmayacağım. 

Red ediyorum, üzerime kondurulmuş tüm alalade ve zerafetsiz vasıfları.


Egoma da adanmayacağım ve de kimseyi, aldatmayacağım.

Sevmeme engel kim çıkarsa karşıma, onu da çok sevdiğimi söyleyip hemen uzaklaşacağım.
Öfkemi kim besleyecek olsa, çocuk gibi itip, öfkemi armağan edeceğim ona, sadece bir an da, sonra bir daha dönmemek üzere, ondan uzağa gideceğim.
Sevgimi kim beslerse kolları arasında kalacağım, ta ki sevmeyi yeniden unutana dek.
Sevgisiz hiç bir mekanda ve hiç bir kimsede bir dakikadan fazla kalmayacağım, kendime söz verdim ben.
EN ÇOK KENDİMİ SEVECEĞİM ARTIK.

Yine de bir tek Tanrı'ya ait ve yalnız ona eş, ona denk olacağım.

Sonsuza dek.




Hayır, sahte birer kaçar kimlik-ler yaratıp, kontrolsüzce delirmeyi de planlamıyorum.
Kendimi, kendi deliliğime inandırmayı, hiç.

Çünkü zaten bence;
Bence diğerleri deli. 

Bense;
Oldukça bilinçli ve de kontrollü biri bile sayılabilirim artık.


Ve zaten daha önce, hali hazırda, tüm bunları, şimdiye dek, defalarca yaptım. 

Defalarca öldüm ve defalarca dirildim.
Defalarca yenildim ve defalarca yenilendim.
Defalarca delirdim ve defalarca iyileştim.

Her şeyi daha önce yeteri kadar ve yetecek olandan daha fazla yaptığıma göre,

Şimdi ben:

Özgür olmayı seçiyorum.
ÖZGÜRLÜKSE BENİ SEÇTİ.

Ben; Yaratıcıyım.
Yeni bir yaşamı yaratmayı seçiyorum.

Ben Tanrı'nın eviyim. Tanrı benim evim.

Ben Cennetim, Cennet'sem Cennet benim.

ASLINDA,


Her şeyi red ettiğim o yer, Her şeyi ve herkesi seçtiğim yerle aynı yer.

Tanrı ve İnsan. 
Kalp ve Zihin. 
Su ve Ateş. 
Hava ve Toprak arasında ki o ehil denge olmayı, sevgi olmayı seçiyorum. 

Ben, köprü olmayı, saydam olmayı, geçirgen ve edilgen olan yaşamı, yaşamayı ve de cesaret edip yaşatmayı seçiyorum.

Sonra;

Ne mi oldu? 

Yaşam da beni seçti. 

Yaşamak üzere, yaşamak üzerine, yaşamın üzerine.

Ve de yaşlanmak üzere, ölümsüzlük. 


Sonra, ne mi oldu?

Sanırım Delirdim.

Şimdi;

BEN TANRI'NIN EVİYİM ve TANRI BENİM, EVİM.

5 Haziran 2019 Çarşamba

MUTLU ZAMANLAR- Kolektif Bilinç



Ve İnsan'ın artık, yok etmek değil, var etmek, yıkmak değil, yapmak, nefret değil, sevmek üzerine çalışması gerekiyordu.

İnsanın kendini keşfe çıkması, önce bireysel olarak değişmesi, gelişmesi, hatta belki bir asi olması, sistemin ötesine geçip, üstüne de çok düşünmesi gerekiyordu. 
Sistemin, aynı döngüde dönen çarkından kurtulması, labirentinden çıkamayışını red etmesi, en azından bunu denemesi, kendi sınırlarını zorlaması gerekiyordu.

 Boyun eğmeden, ama kolayca kavga da etmeden YAŞA.

Fikir, felsefe, çalışma prensibi, üretici ve yaratıcı gücünü kullanma kabiliyetini geliştir, kendini ve her şeyi anlamaya çalış, çözümler üret ve kendini, bir de kendin gibi çoktan kaybolmuş ''sevimsiz'' kardeşlerini sev, zor olsa da sev, diğer herkesi kendin gibi, daha çok sev.


SORGULA.

''ÖZ FARKINDALIK ve de BİLİNÇLİ SEVGİ yaşam düğümlerini ve evresel kilitleri açabilecek tek seçenek değildi elbet, lakin en güçlüsü, en çok kilidi bir an da açanıydı.'' 
UNUTMA!


Modern çağın mutsuz köleleri. 

İsimleriniz çalışan olarak değiştirildi ve tüm köleler, şimdi köleliklerinizin manasız uykularından uyanmanız gerekiyor.

İnsan-Tanrı ile olan birliğini kabullenmeli. Bilinçli ve dürüst, cesur, mert ve yardımcı yaşamayı benimsemeli. Yakıcı-yıkıcı halleri terk edip birlik olmayı seçmeli. Hayvanlardan, doğadan ve yaratılmış her zerreden bağımlı, sorumlu ve de saygılı bir de her şeyin sevgilisi olarak ilerlemeli.

İlerlesin!

İLERLE..



İnsan Kibrini terk etmeli ve insan, insan olmalı. 



Henüz nereden geldiğini çözememiş ve ölümle birlikte nereye teşrif edeceğini bilmeyen bir canlı için diğer canlılara ve doğaya hatta gezegene uzaya ve diğer gezegenlere sahip olduğuna inanmış olmak, sahip olabileceğini sanmak, oldukça budalaca değil miydi?


Evet öyleydi. 
Elbette öyleydi.

Lakin;

İlelebet, öyle kalamazdı.

CENNET.


Cennetsem, Cennet benim.
Cennetsek, Cennet burası, evin.
Ve seversek, seviliriz.
Hepimiz verirsek, hepimiz alırız. 
Düşünürsek, öğreniriz.
Çalışırsak, başarırız.
Düşlersek, uyanırız.
Uyanırsak, kazanırız, 
Kollektif bilinç uyanırsa Tanrı'ya ve Kainat'a borcumuzu öderiz. 

Yani; Yani, kendimize olan borcumuzu,
Tanrı'ya olan borcumuzla bir tutarsak BAŞARIRIZ.

BAŞAR.

Sevgi'ye sadakatimizle öderiz, kazandığımız yaşam hakkını.
Ve şen kahkahalarımızla, var oluşun sonsuzluğuna ''şarkı'' oluruz.

Hepimize, ,
Hep birlikte,

MUTLU ZAMANLAR.


3 Mayıs 2019 Cuma

KİMSE- SİZ ? ''İNSAN''

Sevgi; Yaşam enerjisini, esas gücü ve bilgeliği, var olmuş, var olan, var olacak. 
Yok olmuş, yok olacak ve yok oldu sanılan, her şeyi, herkesi, tamamını kucaklayabilen tek şey. 

''Ve yalnızlığın, yalınlığından doğan her kimse. 

O, Kimse, kimsesiz- o sizsiniz!''

''ve her kimseniz siz, siz çok sevmedikçe herkes yalnız ve hepimiz terk edilmiş. Her şey sonsuz, her an son. Her yeni an, ''yeni'' bir başlangıç. Her seçim yeni, her yeni seçimse bir sonraki an, yani
daha şimdiden ''eski''.

Her yeni seçim, yeni bir değişim ve her değişim daha şimdiden, anı. 

 ''Sonsuza dek, her anımız sonsuza denk !''



Kimsesiz;


Ve her kimsen, her neredeysen veya kimsesizsen, aslında kendinlesin ve de seçersen, çok değerlisin.

Ve her kimsen, her neredeysen veya kimsesizsen, aslında kendinlesin ve her kim olmak istersen hemen şimdi, seçebilirsin!

Yine de; Ne kendinden kaçabilirsin sonsuza dek ne de kendi gölgelerinden.

Seçimlerin seni tekrar tekrar yaratır. Sen, seni tekrar tekrar yaratırsın.


İnsan, asla kaçamaz kendi yalanlarından, yolundan. Ve İnsan, asla kaçamaz kendi özünden.


ÖZGÜR İRADENİN, Özgür çocukları..



''Çocukların veya hayvanların tecavüzüne izin veren bir Tanrı yok, sizin incinmenize müsaade eden bir Tanrı da yok. Bir izin alan veya bir de izin veren yok-var sayın. Artık sorumluluk alın, yapan da yaşayan da sizsiniz.''

Mağrurla mağdur aynı kişi..

İNSAN.



''Çocukların veya hayvanların dayak yemesine izin veren bir Tanrı da yok, üzgünüm. Döven de kıran da inciten de, dövülen de kırılan da incinen de yine sizlersiniz, biziz ve hatta benim.''



Uyan ve Sorumluluk Al! 



VAR OLUŞUN YOKUŞU;



Aynı sorularla ve sorunlarla çıktığım bu yolculukta, günlerce, aylarca ve hatta yıllarca hiç durmadan düşündüm. Doğduğum o ilk an. O an da bile başlamış olabilirim düşünmeye. Düşünerek ve de düşleyerek yaratıyor olabilirim, düşünerek ve de düşleyerek aradım onu, düşlerimin ve düşüncelerimin ötesinde bir yakınlıkta da buldum. 


Doğum vardı. 
Yaşam vardı. 
Ölüm vardı.
Ötesi vardı, ötesi neydi? Öncesi vardı. Gerisi de var olmalıydı, anımsayamıyordum. 

Aşk vardı.
Nefret vardı.
Keder ve Neşe vardı.
Tüm bunlar arasında nasıl da hızlı geçişler yapıyordum?



Hatırlamıyordum.


Düşlerimi düşünmeyi unutmuştum.


Ne yaşam, ne de ölüm hakkında, hiç bir fikrim yoktu. Aslında Dünya'da asırlarca birikimle oluşabilmiş, var oluş ile ilgili yalnızca bir kaç yüz bilimsel teori ve bir kaç tane kabul edilmiş öncü din. 
Bir kaç yüz tane kabul görmüş felsefe, belli başlı alt dinler, inanışlar, mitler.
Meteryalist veya doğa kökenli naturel veya ütopik inançlar, putlar.
Önce tapılmış ve inanılmış, sonradan katledilmiş ve de yakılmış bazı insanlar ve de hayvanlar vardı. 
Var sayılan Dünya tarihi düşünülünce, çok çeşitli sayılamayacak kadar az denebilir sayıda öğreti, kitap ve yüz yıllarca süregelmiş belirli hikayeler, uygulamalar, ritüeller, inanışlar vardı. 
Bir de üzerlerinde hala çalışılan, tam olarak anlaşılamamış bir kaç bilimsel algı vardı yaşamı ve yaşayışın fizik kurallarını anlatan. 
Yalnızca, keşfini yapan bilim insanları tarafından biraz açıklanmış ve belki onlar tarafından bile yeteri düzeyde henüz anlaşılmamış.

Bir de henüz hala kanatlanmamış bir kaç tanıdık yüz vardı yaşamda. 

Görmek benim işim.

Hepsi bu kadar.

Ama hangisi gerçek.
Neresi anlaşılır.



Geçerliliği olmayan masallar!!!


Bir de ben vardım ve şimdiki zaman, şimdiki zamanda gördüklerimse, yaşadıklarım kadar.




Ev-Evren, Kainat, ve Dünya büyük bir sır örtüsü ile örtülüydü.




Çoğu, yargı-ceza, ödül ve mükafat gibi sistemler üzerineydi ve hepsi mutlaka fazla sınırlayıcı. Yasaklar çok fazlaydı. Soruya sorguya ve öğrenmeye, hatta keşfe kapalıydı dinler. Hepsi sözde, sevmeyi ve güzellikleri öğütlüyor gibiydi ve neredeyse herkes henüz Dünya'ya gelmeden, aileden veya ülke genelinden bir dine mensup, önceden hazırlanmış belli bir inancı kabul etmiş, belli bir inanç düzenine doğmuş görünüyordu. Sözde özgürlük vardı, aslında henüz seçme şansımız dahi yoktu ve tüm bu dinlerin tamamının sevgiyle, güzellikleri öğütlediği söyleniyordu.

Yine de Dünya oldukça yakıcı ve oldukça da acımasız yıkıcıydı.

Ben, benim gibi sevenlere, pek te sık rastlamıyordum.




Çünkü; ''İnsan''. Kaçıyordu.



İnsan, kendinden kaçmıştı belli ki, insan güçlü olmaktan kaçmıştı. 


İNSAN SEVMEKTEN KAÇMIŞTI.

Kendini, kendi öğrenmekten.

Kendini kendi yaratmaktan kaçmıştı insan.

Bir kaç macera, bir kaç keşiften ve kaşiften sonra, kendi yarattığı zorluklardan ve kendi vicdanını sorgulamaktan kaçmıştı.

Kendi sorumluluklarından kaçmıştı insan.
Bir Tanrı olmasaydı, demek hiç sevemeyecekti insan.

Varken sevmiş miydi ki?

Ezbere alışmıştı insan ve Ezbere almıştı yaşamı.

İNSAN kolaya bile değil, en kolayına kaçmıştı.

Güçlü olmayı istemişti asırlardır herkes, fakat güçlü olmayı, kardeşlerini ve diğer türleri ezmek, sınırlandırmak, tecavüz etmek hatta onları yok etmek sanmıştı. 

İnsan, içinde taşıdığı Can'ı yok saymış, her şeyi yaratan yaratıcıya, kafa tutmuş, ona inandığını savunmuş fakat zihnine ve hırslarına, vahşiliğine yenilmişti. 

İnsan daima ve daimi korkmuştu, kendine verilmiş sahip olduğu güçten ve Tanrısal birliğinden, bilgeliğinden. İnsan, anlayamamıştı, yaşamı ve yaşam hediyesini, ayamamıştı bir türlü içindeki eşsiz güce

Anladığında veya anladığını sandığıda ise, her şeyi çok ama çok yanlış anlamıştı.. 

İnsan, kendi dışında her şeye inanmış, bir tek kendine inanmamıştı aslında. Bir kurtarıcı veya cezalandırıcı, bir mükafat vaad edici ve mükafat beklemişti, ödülü hak ediyormuş gibi bir de ödül arıyordu insan hiç utanmadan, insan doğru davranmak güzel olmak için sorumluluk almamıştı, sorumlu tutmamıştı kendini, kendi kendine yaptıklarından.

Korkmak, karalamak, savaşmak ve hüzün için bahanesi çoktu. Ama Tanrı'dan sorumluluk almasını pek ala bekliyordu ve kendine Cehenneme çevireceği başka Cennet'ler tahsis etmesini, hiç utanmadan isteyebiliyordu. Saçma sapan dua ve yakarışlarıyla hala, hiç usanmadan insan, DİLENİYORDU.


Halbuki;




İnsan; Tanrıy'dı! Tanrı ise zaten; İnsan.
 ve Tanrı bir de; geriye kalan her şeydi, o bütünü, ve tamamıydı. 

SEVGİYDİ.


Tam anlamıydı.

Şimdi tam zamanıydı!

KİMSESİZ İNSAN. 
HER KİMSENİZ.
SİZSİNİZ.
SEVİNİZ.


26 Mart 2019 Salı

BİZ SEVGİLİMLE AŞ- (k) TIK

''Her sabah, kuşların şakımasıyla okunan o şarkı, Ezan.

Hiç, sordun mu kendine? Türkçe de ne söylendiğini. Manasını bile merak etmene izin vermediler, sende hiç merak etmedin belki. Ama Müslüman'sın..? ''.

Peki ya ''kendine ve tanrıya'' ne kadar yakınsın?

Tamam lan! Anladık. Sus!
Öyleyse, artık, ''Tamamlan''.
Sorgula.
Ve
Uyan!



''Geceleri kapatıyorum gözlerimi uykuya, parlayan bir yıldız oluyorum böylece rüyalara ve sonra gündüz düşlerime ''uyanıyorum'', her sabah!''




Yıkım ve Yaratım/ Çarpışma, Aşk.



Biz sevgilimle ikimiz, birbirimiz için önemliyiz. Birbirimiz için savaş verdik, veriyoruz. Birbirimizi tanımak için çabaladık. ''O'', anlatmaya çalıştı her defasında, bense onu duymak için deli oldum.

Ne zaman birimizden biri ölecek olsa, o, yaşadı. Ne zaman ölsem, yaşama döndüm. Ne zaman yaşama dönsem, ''o'' yaşamın tam da kendisi oldu.

Ne zaman birimizden biri sussa, diğeri konuştu. Ne zaman birimiz, ölse, üzülse, kırılsa, incinse, aslında yalnızca tek bir kalp öldü, üzüldü, kırıldı ve de incindi. Öleni ölüm, öneminden ayırdı ve ben hep yaşadım. Kalp, yollarımı açtı yaşamda ve de sevgilime giden serüvende. 

Sevgilim, ben ne zaman kaybolsam, beni aradı ve buldu. Ne zaman kaybolsa, ben onu buldum.

Ne güzeldir değil mi kalp, sarılınca karşındakine, denk düşer karşındakinin kalbiyle, kalbin. İki kişi olur 1 kişi. Gerçek aşk ta, iki kişi yoktur zaten, yalnız, bir kişi.

Halbuki neredeyse, sahip olduğun diğer her şeyden iki tane vardır. İki kol, iki el, iki bacak, iki ayak, iki göz, fakat tek söz ve tek kalp.


Ve sevgilim anlaşılmayı diledi, ben onu anlamayı, bulunmayı istedi ve onu aradım. Sevgilim, dünü ve yarınlarımı istedi benden, verdim.

Şimdi elimde, şimdi kaldı. O, ben ve Şimdi.

Sonsuz.

Evet evet, şimdi de sonsuz..

Sevgilim, yıkım yaratım ve çarpışma, sevgilim zarif, narin, bereketli.




Sevgilim, güçlü, köklü ve adaletli.
Sevgilim anne ve de baba.

Sevgim, ölüm- kalım.


Aşk'ı, darmadağın ettiyse de aşk, aşkın neşesiyle de uzandık göklere.

Sonra, o, her yerde ve herkesle diye kalp kıramaz oldum aslında ve bir de başka aşk'a kapılamaz.

Sevgilimin mekanı, gönüllerdi.

Sevgilim beni bekledi; 

Kendime güzel davranmamı bekledi.
Başkalarına güzel davranmamı.
Her koşul ve şartta sevdiği olmamı bekledi, her koşul ve şartta sevgili kaldım bende zaten.
Yani, her koşul ve şartta herkesi ve her şeyi sevdim.
Koşulsuz sevginin doğumu değildim belki ama ölümü de olamazdım.
Savaşçısıydım aşkının.
Yine de sevgilim, yalnızca gülümsememi bekledi benden ve nihayet gülümsedim.


Sevgilim, en mükemmel sofralarda yerimi hazırladı.
Ve sevgilim, en kadim bilgilerle, en usta annenin ve en usta babanın nizami sevgisinde, gizli hazinesi bilgisiyle yıkadı, kuytu köhne kalmış zihnimi, yemyeşil ve çiçeklerle donatılmış bahçelerinde dolaştım. 

Bilinçlendim, olduğu kadar. Ne derler bilirsiniz, olmadığı kader.


Biz sevgilimle, birbirimize baktık.


Hastalıkta ve de sağlıkta.

Biz sevgilimle, sevdik.


Biz sevgilimle, ormanlarda çırılçıplak dolaştık, sonra gizli cennet koylarda çırılçıplak denize girdik defalarca.

Biz sevgilimle, ihtiyacı olan herkesin yanında durduk, yanında olduk. 
Elimizde ne varsa verdik, verdiklerimiz ve verecek olduklarımız hiç anlaşılmadan, usulca sessiz bir zerafet ile.
Biz sevgilimle, çok düşünmedik, çok düşledik ama yine de az düşünüp, çok sevdik.

Biz sevgilimle, hayvanları anladık, hayvanlar bizi anladı. Onlarla konuştuk, onlara baktık ve değer verdik. Biz sevgilimle, önümüzde eğilen her köpeği yerden kaldırıp, önünde kendimiz eğildik ve gözlerinin tam içine bakıp, kulaklarına, mutlaka şu gizli sözleri fısıldadık;

Lütfen yerden kalk;

'' ASLA, İNSANLAR ÖNÜNDE EĞİLME, BIRAK TA, BEN SENİN TESLİMİYET DOLU SEVGİN ÖNÜNDE EĞİLEYİM, SENDEN ONLAR ADINA ÖZÜR DİLERİM''.

Yani biz sevgilimle, eğildikte, büküldükte.

Onur duyduk.


Biz sevgilimle, çok sıcak günlerde bezen, onun kendi güneşine bile sövdük, benimle sövdü benim onunla sevdiğim gibi, koşulsuz.


Biz sevgilimle, ''gerçekten yaşamayı'' başardık, sözü sözdü.


Biz sevgilimle hastalandık, şifalandık.
Düştük ve kalktık.
Güldük ve de ağladık.


Biz sevgilimle kendimize, tutamadığımız sözler de verdik, kavga da ettik yeri geldi. Sonra da masumiyetimize bağışladık kendimizi, sözcükler ve sözler bile aramızdan çekildi böylece.

Biz sevgilimle, sadece güvendik.

Sonra, dönülmez yeminlerden de döndük, girilmez yerlere de girdik. Çıkmaz sokaklara da saptık. 

Sonra da aştık.

Çünkü biz Aşk'tık.

Ve sustuk..


Eylül..


Senin kafandaki Eylül kim peki?
Yargılarınızla yarattığınız bir Eylül daha mı?
Ölesiye aşk duyup nefrete dönüşen hallerinizle, lüzumsuz hayranlığınızla yok etmeye kalkıştığınız..?

Hayır teşekkürler, yargıların şehrinden çıkalı çok oldu bayım/hanımefendi ve siz beni olmadığım şey kadar az görebildiniz diye, olmadığım her şey sandınız. Zerafetimden ve güzelliğimden susmayı seçtiğim her an beni güçsüz ve sizi incitmek için yeltenmediğim her savaşınızda beni korkak saydınız.

Halbuki sığ sezgi ve zihinlerinizin çok ötesinde bir güce sahip, eşsiz bir aşkın ortağıyım.

Kendimi müdafaa edecek değilim, kendimi size açacak veya anlatacak hiç değilim, çünkü anlamayacaksınız. Sevdim diye de kelepçelenemem ben, ben hürüm, ben özgürüm, cesurum. Siz sevdiniz diye yanınızda kalamam sonsuza dek, yanınızda kalmadığım içinse bana düşman olamazsınız.

Beni, ben sandığınız basit şeylerle değiştiremezsiniz siz, hemen uzaklaşırım çıplak ayaklarımla sizden, giyinik sık ağaçlı, vahşi doğası olan ormanlara, vahşi yaşamın içinde rüzgarın sesini dinler Tanrı ana/babamla buluşurum.

Beni bulamazsınız siz, aşkımın en derin yerinde, en gitmem sandığınız ve sandığım an da gidebilirim çünkü. Kendimi anlatmak yerine susmayı sevdim ben sevgilim, susmayı seçtim, yaşam yaşansın diye sevgilim, her şeyi sevdim aslında.

VE sonra,
Zamanla susmayı da aştık, çünkü biz aşktık..












24 Şubat 2019 Pazar

CİNSELLİK SEVGİ'NİN! ''FASTFOOD'U'' GİBİ


Yazıyorsam eğer ve her şeyi yazmaya cüret ediyorsam hala, dinlemeyi de öğrenmiş olmalıyım. Dinlemeyi, dilemeyi, dinlenmeyi, öğrendiğim gibi. Sonra konuşmayı da öğrenmeliyim, kimse henüz konuşmadan, konuşmayı. Konuşmadan konuşmayı, konuş benimle. Kimse henüz konuşmadan, hiç konuşulmadan, konuş, kendi derinlerinlerindeki karanlık tarafların en gerçeklerini. Aç kalbini, bil kendini, gir karanlığına. Karanlığın kim ki, konuşsun kararlılığına, aydınlığın bile susuyorken saygısından.
Karanlık, bu yüzden aymamış mıdır ki zaten aydın'a veya aydınlığa.

SONRA da Teşekkür ettim Aşk'a.



Cinsellik Sevgi'nin '' FASTFOOD'u '' Gibi.




Ve Dünya; 
Sevgiye çok aç insanlarla dolu.

Uyanın! 

Aradığınız şey seks değil.

Ve lütfen, Uyanın!

Asıl aradığınız şey.

Sevgi!

Bir de..

Saf Farkındalık.



Doğmak Üzerine;


Yeni-den doğarsın bir tek ve eskiden eksilir, ölürsün.

Yenilen yani sık sık. 


Peki ya,


Doğum bir hediyeyse Tanrı'dan. 
Öyleyse, yaşam en büyük armağan.

Aç gözlerini.

Ve işler, böyle sürprizlerle yürüyorsa eğer, neden Tanrı sevdiğini veya sevdiklerini, yanına erken alsın?

Şaka olsun diye mi Doğduk ve hemen şimdi Öldük?


Tanrı, Yaşamaktır, var olmaktır, her yok oluştan tekrar doğmaktır.

Tanrı yaşamdır, yaşamın kendisidir!

Bilgidir, bilgedir.

Ve Cesarettir.

Tanrı, sevdiğini yaşatır.
Tanrı, her koşul ve şartta yaşamın kendisi olan.
Layıkıyla var olan.
Ve layıkıyla, yok. 

Biraz sen ve biraz ben olan.
Yani bazen insan olan.

Tanrı;

Sürerliliktir.
Sürekliliktir.
İstikrardır.
Emektir.

Ve tekrar Cesarettir, çoktan esaretten kurtulmuş cesaret.


O, sadece bir doğum paradigması olan, seks değil, asl (asıl) olan sevginin kendisidir, masumiyettir.

Yaşa masumiyetini.

Korkmadan.

Ve sev, daha çok sev.

Öyle seviş.



Biliş



İnsan'ın, insan yaşamında kendi ''eşsiz cehaleti'' dışında daha çok korkması gereken, belki de başka hiç bir şey yoktur.

En kötü şeydir bilinçsizlik.

En kötü şeydir tutsaklık.

En kötü şeydir bilmeyiş.


Sen neye, ne kadar anlam yüklersen, ancak o kadardır mana ve ne yükselir, ne, daha aşağı iner korkular. Ne de daha yukarı çıkar cesaret, cehalete sarılarak. 

Haddini bilince güzel hayat, hatrına gelince sevmek. İşte o zaman güzel.

Her şey bilmekten yükselir, bilmemekten körelir, yanlış bilmekten körleşir insan. Körler ülkesinin cahil neferleri, tek kök tek besin Sevgi ve tek aydınlık tek aymışlık ta o, bana kalsa tek din de kendisi, bu yüzden, kimse dinlemese de seveceğim, kimse sevmese de bileceğim gerçekleri.


Bitiş


Cinsellik sevginin fastfood'u gibi, ne doyduğunu anlarsın ne gerçekten doyarsın, ama yersin. 

Kendin bitene kadar ve bunu bilene kadar, denersin.


Cinsellik, sevginin, daha başlamadan ''Bitmişi'' gibi.

9 Şubat 2019 Cumartesi

''SU''

Bir şeyler oluyordu, Tanrı ile benim aramda, doğmadan önce ve doğduktan sonra. Henüz doğmadan ve henüz ölmeden önce. Sizler doğmadan ve sizler ölmeden, henüz önce. 
Benim Tanrı ile aramda, bir şeyler vardı.

Bir şeyler oluyordu ve ben Dünya'yı kimsenin görmediği kadar sihirli, fantastik ve güzel görüyordum. Diğerlerinin görmediği yerden görüp, hiç kimsenin sevmediği yerden sevmeye cüret ediyordum.

Ve böylece; Kimsenin kimseye aşık olmadığı sayıda kişi aşık olmuştu bana. 
Yani, bütün Evren, benimleydi.

Ve Tanrı'dan başka kimsenin gücü, beni, benim istediğim gibi sevmeye yetmemişti, ondan daha hırçın, ama daha güzel sevenini de bulamazdım artık.

O'ndan ve de Ben'den başka.

İki tek, Birlik.
Ve Rüyalarım.
Bir de sonsuz.
Ölümsüz.

Ölüm.

Hiç doğmamış olan, aslında hiç ölmeyecekti ve yalnızca ''O'' olarak, hep var, olabilirdim, işte gerçeğin ve ölümsüzlüğün sırrı buydu.

Ve ben; aslında hiç ben olmamış, hiç bir zaman da gerçekten var olmamıştım.

Çünkü her şey;

Her şey, ''O'' olmakla ilgiliydi aslında. O'na teslim olmakla ilgili hiç değil. 

Yine de bilmiyordum, kendime sürekli olarak sormaya cüret edebildiğim sorunun cevabını. 
Bilmiyordum, sonsuza dek var olmak isteyip istemediğimi. Yine de neyi istediğimin bir önemi olmadığını net bir şekilde anlayacağım kadar çok sayıda ölümle yüzleşmiştim. 

Ve, o,  tamamında, daimi ölümsüz kılmıştı beni.

Beni kendine saklamayı sevmiş ve beni, kendine, kendi için seçmişti.





Ölüm, Ölümsüzlük, Yokluk ve Dünya Üzerine;


Dünya, sadece rüya.
Benimse suç ortağım ve bir sevgilim, Tanrı.

Peki ben?

Ben, bu rüyanın rüya olan kısmıyım.


Yani aslında, Ben;


Yokum.



Olmayandan olana dönüşme serüvenimde, olandan olmayana vardığım yolun, her bir dönemecinde, onlarca ve sayısız, sevgisizlik gördüm Dünya'da. Herkes kadar, herkesten azı, herkesten çok, belki.


Fark eder mi ? Fark yaratabilir mi limitler?

Sınırlar var mı? Ölçütler önemli mi? Değerli mi peki yaşam, odak çözümler olmayınca, ortak çözümler bulmayınca acılara ve her yaşamı kendininki gibi sahiplenmeyince sen, paylaşmayınca sevgini, gücünü, paranı, kanını, kardeşinle.

Değerli mi yaşam?

Değerli mi peki sevgin?

Değerdi mi?

Hepsine.

Değerdi.

Benim sevgim,  sevdiğim.
Sevgilim, her şeye değerdi.


Yenilen Güneş


Yaşamda fark yaratmak için her gün yeni bir gün doğumu, yeni bir ben, yeni bir şans, yeniden gün-eş.

Yenilen ''Güneş''.

Yenilmeye gelmedik, biz, yenmek için de burada değiliz. 

Soluksuz, yaşamaya geldik.

Sevmek için geldik, karanlığı kararlılığımızla yenmek için buradayız biz. Üstün irademizle savaşmak için kendimizle, geldik kendimize, kendimizi yenmek için geldik, sevgilinin bahçesine.


Sevginin dipsiz denizinde boğulmak için sonra.



Geceye Geçerken Gün-delik Ölüm;


Geçmekte, gece gelmekte, her karanlık ışığına varmakla hükümlü.

Karanlık aydınlığına kavuşmak için zifire zahir, ecele acale, bazen de.

Adım yok olabilir, ben yok olabilirim, ben olduğumu sandığım  her şey yok olabilir varlığımın sessizliği hariç, mutluluğum efendimle,  yani kendimle tek başıma, tek başına eş hükümlerim hükmüme; Sakin, sükun ve sessizlikten yakın varlığıma, vardığım serüvenim. Yaşamım, hayatım, suyum.


Değişmek ve değerlenmek, değerlendirmek için yaşıyorum bu defa yaşamımı.

Çok güzel kadın yarattım kendimden, akıl almaz, çünkü akla sığmaz, kalplerden içeri sızan aydınlığımda aydım sabahlara aşkla, aşkın sulara taştım.

Dün Ateş'tim.

Bu gün.

Su'yum.







''DÜNYA''

*Dünya iyi bir ana olmak için, çocuklarını, derslerini kendi başlarına almaya bırakmak gerektiğini bilir. Bir şey istediğinizde, hedefinize...